| 1 |
Bakara |
259 |
● Yahud o kimseden haber almadın mı ki, binaların çatıları çökmüş, duvarları üstüne yığılmış tenha bir kasabaya uğrayarak şöyle demişti; ?Bunu, bu ölümden sonra Allah nerden diriltecek?? bunun üzerine Allah o kimseyi yüz sene öldürdü (ölü bıraktı) sonra diriltti. Allah (kendisine melek vasıtasıyla); ?- Ne kadar eğlendin kaldın?? diye sordu. O da;?- Bir gün yahud bir günden az kaldım? dedi. Allah ona; ?- Hayır, yüz yıl ölü kaldın. Öyle iken bak yiyeceğine içeceğine henüz bozulmamış; hele merkebine bak! (nasıl çürümüş ve kemikleri kalmıştır.) Bunu yapmamız, seni insanlara ibret nişanesi kılmamız için ve kendin de bilesin diyedir. Merkebinin kemiklerine bak ki, onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz; sonra onlara nasıl et giydiriyoruz? buyurdu. O merkep dirilip eski haline geldiği ve her şey kendisine açıkça belli olduğu zaman, adam şöyle dedi: ?- Artık biliyorum ki, Allah hakikaten her şey'e kadirdir.?  |
| 2 |
Mâide |
41 |
● Ey şanlı Rasûl! Kalbleriyle inanmadıkları halde ağızlarıyla ?İnandık? diyenlerle (münafıklarla) Yahudilerden küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin. Onlar, durmadan yalan dinleyenler ve senin huzuruna gelmiyen başka bir kavim için, casusluk edenlerdir. yerli yerinde hak olarak söylenen kelimeleri sonradan değiştirirler: ?- Eğer size şu (fetva) verilirse, onu kabul edin, verilmezse sakının? derler. Allah kimin fitneye düşmesini dilerse, asla sen onun lehine Allah'dan hiç bir şeye sahip olamazsın. Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada bir perişanlık, âhirette de büyük bir azab vardır.  |
| 3 |
A'râf |
123 |
● Firavun, onlara şöyle dedi: ?- Ben, size izin vermeden, siz ona iman ettiniz ha! Şüphesiz bu bir hiledir ki, siz onu, şehirde (Mısır'da) anlaşıp kurmuşsunuz; yerli halkı bu şehirden çıkarmak (ve kendiniz yerleşmek) istiyorsunuz. O halde (başınıza ne geleceğini) yakında bilirsiniz.  |
| 4 |
Ra'd |
3 |
● Arzı, enine-boyuna uzatıp döşeyen, onda yerli yerinde dağlar ve nehirler yaratıp meyvelerin hepsinden o arzda ikişer ikişer (erkekli-dişili) yapan O'dur. Geceyi gündüze o bürüyor; muhakkak ki bunda, düşünecek bir topluluk için (Allah'ın kudret ve vahdaniyetini isbat eden) pek çok deliller vardır.  |
| 5 |
İbrahim |
31 |
● İman eden kullarıma de ki: Namazı gereği üzere kılsınlar; ve kendinde ne bir alış veriş, ne de bir dostluk olmıyan (hiç bir fayda umulmıyan) bir kıyamet günü gelmezden önce, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli ve aşikâr (yerli yerinde zekât verip hayırlara) harcasınlar.  |
| 6 |
Hicr |
19 |
● Arzı da döşedik ve oraya yerli yerinde dağlar koyduk, orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik.  |
| 7 |
Nahl |
90 |
● Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emrediyor. Zinadan, fenalıklardan ve insanlara zulüm yapmaktan da nehyediyor. Size böyle öğüd veriyor ki, benimseyip tutasınız. (ADÂLET: Her şeyi yerli yerine koymak demektir. Zulmün zıddıdır. Her hakkın başı, Allah hakkı olduğundan ona ortak koşmamak, tevhide iman etmek esastır. Bundan sonra ilâhi ölçülere göre her şeyin hakkını vermek adalettir. İHSAN: Farzları yerine getirmek, Allah'ı görür gibi kendisine ibadet etmek, bir şeyi güzel ve iyi yapmak mânâlarına gelir.)  |
| 8 |
Sebe' |
48 |
● De ki: ?-Gerçekten benim Rabbim, hakkı yerli yerine kor. O, bütün gaybları tamamıyla bilendir.?  |
| 9 |
Mürselât |
27 |
● Orada yerli yerinde sabit yüce dağlar yerleştirip de size tatlı bir su içirmedik mi?  |